Ana Sayfa » Yazarlar » Arkın ÇELİK » İzlenim ve Deneyim

İzlenim ve Deneyim

oduller-reklam-banner

İzlenim ve Deneyim

Neden hayatımızın her anını kaydetmeye bu kadar meyilliyiz?

Ölmeden önceki o son an hayatınız gözünüzün önünden bir film şeridi gibi akarken filtreli renklerle oynayıp, üstüne yazı yazıp, belki sahneleri kesip biçip birleştirmek isteyecek kadar fazla görüntü kaydedip paylaşır olduk.

“Paylaşım”da bulunduğumuz acaba kendi hayatımızın bir manifestosu mu yoksa öyle olmasını istediğimiz halini yansıttığımız bir ilüzyon mu?

Deneyimleri yaşamak yerine kaydetmek ve sosyal medyada paylaşmak üzerine kurulu artık herşey. Karanlıkta oturup bir perdeye bakmak için para verdiğimiz sinemlarda da, herşey gözümüzün önünde gerçekleşirken sahneye bakmak yerine dijital bir ekrana bakmayı tercih ettiğimiz konserler ya da gösteriler sırasında da sürekli kayıt halindeyiz. Akıl bizde değil artık akıllı cihazlarımızda.

Gerçek duygular biriktirmek yerine acaba sadece yüzeysel izlenimlere razı mı oluyoruz ne dersiniz?

Aldığımız “like”lara göre paylaşımlarımızın içeriğine yön verirken içten içe tam anlamıyla tatmin olmadığımız hayatımızın hikayesini yeniden yazma peşinde miyiz?

Tatmin, mutluluk, huzur dışarıdan gelen onay mekanizmasına bağlı olarak yanan ışıklar ve bildirimlerden ibaret olduğu sürece bu kendi gerçekliğinden kaçma oyununa kapıldığımızın farkına bile varamayacağız.

Sanki birileri görsün diye değil de kendimiz bakıp “evet ya ne güzeldi” diyebilmenin peşindeyiz. Kendi kendimizi inandırmaya uğraşıyoruz herşeyin çok güzel olduğuna, çok eğlendiğimize, çok sevildiğimize, çok yaratıcı olduğumuza ya da sadece gördüğümüzün görmeye değer, yaşadığımızın anlatmaya değer olduğuna… bu kadar uğraş bence epey hüzünlü. Farkında bile olmadan, sadece herkes öyle yapıyor diye “bakın ben de öyleyim” demeye gelen “paylaşım”larımızda başkalarının değer yargılarını olduğu gibi yutmaya çalışarak içselleştirmeye uğraşırken ben’liğimiz kayboluyor. Kendimizi bulduğumuza inandığımız an’larda birilerinin yazdığı tanıma uyan bir deneyim ya da his hasıl oluyor ve biz kendimizi bulduğumuza kanaat getiriyoruz. Katman katman varsayımlara boğulmuş bir algı ve yargı / önyargı yığınının içinde kaybolmuş öznelliğimizle.

Oysa daha fazla yaşamak, daha fazla hissetmek, daha fazla sevmek, hayatı daha fazla deneyimlemek için ihtiyaç duyuduğumuza inandırmaya çalıştıkları “daha fazla tüketim” değil bunları sağlayacak olan. Daha az filtreden geçerek gelen gerçek deneyimler. Paylaşmak ya da fotoğrafını / videosunu çekmeyi hatırlamayacağımız kadar aklımızı başımızdan alan sade, derin ve saf duygular, gerçek an’lar. Kayıt altına almaya gerek kalmadan içimize işleyen hatıralar, sözler, aydınlanmalar.

Yaşadığımız her an bunlarla dolu aslında. Biz sadece bunların farkına varamayacak kadar meşgulüz. Kendimizle, nasıl göründüğümüz endişesi ile, değersiz olma kaygısı ile…

Hafıza doluyken yeni dosyaları yazmak için eskilerden silmek zorunda kalıyoruz ya o sildiklerimiz yok mu oluyor?

Birşeyin kaydı yoksa yaşanmamış mı sayılıyor?

Herkesin “poz” verdiği yalan an’lar hangi haneye yazılıyor?

Zihnimiz o kadar dolu ki kalbimize sıra gelmiyor…

Arkın Çelik | MüzikOnair

Hadi Bu İçeriğe Yorum Yap !

oduller-reklam-banner
● MüzikOnair
Başlıklar

İlginizi Çekeblilr