MüzikMüzik HaberRöportajlarSanatçı Röportajı

Burak Can Bayar: ‘Türkiye’de Müzik Değişim Halinde…’

Müzisyen Burak Can Bayar, Mehmet Çelik’in sorularını yanıtladı. Bayar, müzikal kariyerini ve özel hayatına dair verdiği samimi yanıtlarla dikkat çekti.

Küçük yaştan beri müziğin içindesin, müzisyen bir aileden geliyorsun. Kariyerini belirlerken bu durumun etkisi ne oldu?

Dediğin gibi doğduğum günden beri müzik hep hayatımın içinde oldu. Stüdyolarda büyüdüm diyebilirim. 3-4 yaşındayken bateri davul çalardım izlediğim insanları taklit ederek mesela. O gün stüdyoda hangi enstrüman çalınıyorsa, ara verdiklerinde hemen o enstrümana koşup çalmaya çalışırdım. Stüdyo ekipmanlarıyla oynardım, onlara elimi sürmek bile beni tatmin ederdi. Şarkılar kaydederdim 3-4 yaşındayken mikrofon başına geçip. Tabi bunların hepsi bana oyun gibi geliyordu o zamanlar. O yaşta her şey oyuncak gibi gözüküyor. Babamın stüdyoya götürmediği günlerde de annem tüm gün evde radyo dinlerdi. Müzikten hiç uzak kalmazdım. Bu yıllarca böyle devam etti. Ama benim önceliğim spordu aslında. Futbolcu olmayı hep hayallerimin en üstüne koymuştum çocukken. 10 yaşında Beşiktaş altyapısına seçilmiştim. Büyük bir gururla sokakta yürüdüğümü hatırlıyorum o dönemde. (Gülüşmeler) Bir sezon oynadıktan sonra bir diz sakatlığı yaşadım. “Ya ameliyat ya da futbolu bırak” dediler. Bırakmayı tercih ettim ailemin yönlendirmeleriyle ve o yaşta ameliyat fikrinden çekindiğim için. Uzun bir süre boşluğa düştüm sonrasında. “Ne yapacağım şimdi?” diye düşünürdüm hep. Okulda korolarda beni solist olarak seçmeye başlamışlardı. Gösterilerde şarkı söylüyordum ve aşırı rahat olduğumu hissettim sahnedeyken. Aslında müzik yapmayı, şarkı söylemeyi sevdiğimi o dönemlerde anladım. Ve müziği ciddiye almaya başladım 12-13 yaşlarında.

Yaptığın alternatif işleri göz önüne aldığımızda müziğin yenilikçi ruhu seni oldukça etkiliyor olmalı. Risk alıp farklı bir şeyler denemek zor değil mi?

Çok fazla müzik türü dinleyerek büyüdüm. Müzik yaparken genelde aklımda çok fazla fikir oluyor ve hiçbir zaman “bu melodi bu tarza uymaz” ya da “ bu enstrümanı burada kullanırsam Türkiye’de tutmaz” gibi düşüncelerle zihnimi zincirlemiyorum. Bir şarkıya başlarken, şarkının nerelere gidebileceğini, sonucun ne olacağını hiçbir zaman kestiremiyorum ve bu yaptığım işe inanılmaz bir heyecan katıyor. Yani, “ben alternatif müzik sanatçısı olacağım” diye bir isteğim olmadı. Bir gün benden hiç beklemeyen bir şarkı da yayınlayabilirim. Kendi algımda müzik tarzlarının sınırlarını kaldırdım. Kendimi bir tarza kısıtlamak, koskoca bir okyanusta küçük bir daire içinde dönüp durmak gibi geliyor bana. Keşfedebileceğim yüzlerce yeni dünyayı hiçbir zaman göremeyecek olmak gibi. Ki bu da karakterime ve yaşam anlayışıma ters. O anki duygularımla, ruh halimle özgürce müzik üretiyorum. İnsanların şarkılarımı avazları çıktığı kadar bağırarak söylediklerini hayal ediyorum. Böyle olur ya da olmaz ama beni ateşleyen fikir bu.

Mirkelam’ın “Hatıralar” şarkısına yapılmış en orijinal coverı senden dinledik diyebilirim. Başka cover projelerin var mı?

“Hatıralar” çocukken çok sevdiğim ama sonra unuttuğum bir şarkıydı. Bir gün karmaşık bir ruh hali içindeyken birisi dinliyordu şarkıyı, ben de tekrar duydum ve duygu patlaması yaşadım. Tüm gün boyunca kafamın içinde dönüyordu melodisi. Ve sonunda gece gitarı aldım elime kaydetmeye başladım. Vokali kaydettim. Davulları çaldım. Bambaşka bir “Hatıralar” oluştuğunu fark ettim. Amacım yayınlamak değildi aslında şarkıyı ama çok hoşuma gitti. Mirkelam’a dinletip onun da iznini aldıktan sonra şarkıyı bitirdim ve yayınladım. Sonucunda en başarılı işim oldu şu ana kadar. Spotify Viral 50’de 8. sıraya kadar yükseldi. Askerdeydim o dönemde, şarkının gidişatıyla ilgili haberleri tuşlu telefondan SMS’lerle alıyordum. (Gülüşmeler.) Ama albümde olmayacak bir şarkı ve sadece hissettiğim o duyguları insanlarla paylaşmak için yayınladım. Şu anda başka bir cover projem yok, yüzde yüzümü  albüme vermiş durumdayım.

Hep single yaptın peki albüm ne zaman?

Henüz kesin tarih verecek bir durumda değilim maalesef ama 2020’nin son çeyreği diyebilirim en kötü ihtimalle. Stüdyo süreci devam ediyor. Önceden yayınladığım singleların birkaçı da yeni versiyonlarıyla albümde olacak. Salgın dolayısıyla karantinaya girmemiz hızlandırmış oldu aslında çalışmalarımı. Günlerimin neredeyse tamamı şarkı yazmakla geçiyor ve çok memnunum bu durumdan.  Aynı zamanda, yeni bir stüdyo kurduk. Onlarca yeni hardware stüdyo ekipmanları aldım. Sabırsızlanıyorum projeyi yeni stüdyoya taşımak için. Şu an için evde bitiriyorum şarkıları ama son dokunuşları yeni stüdyomda yapacağım. Çok uzun zamandır albüm projem var ama özel hayatımdaki tahmin edemediğim gelişmeler yüzünden bir şekilde ertelendi hep. Farklı pencereden baktığımda olumlu görüyorum aslında bu durumu. Daha da olgunlaştım ve biriken, anlatmak istediğim çok fazla duygu, hissiyat var içimde. Artık hasat vakti.

Albümde ne tarzlarda dinleyeceğiz seni?

Birçok farklı tarzdan öğeler var yine. Mesela bazı şarkılarda davullar 90’lar ve 2000’ler  Pharrell sounduna yakın gibi. R&B’ye yakın. Elektro gitarlar 60’lar Psychedelic Rock havası veriyor çoğu şarkıda. 80’ler Ballad’ları havasında bir şarkı var. Yine Disco Pop öğeleri olan birkaç şarkı var. Daha önce denemediğim enstrümanları deniyorum. Stüdyo ekipmanlarını normal kullanımından daha farklı kullanmaya çalışıp yeni soundlar deniyorum. Önceden çıkardığım single’lardan daha da geniş bir yelpazesi var albümün ve kendimi daha iyi anlatabileceğimi düşünüyorum. Ama genel olarak Bağımsız Müzik diyebilirim albümün mevcut tarzına.

Geçmişinde Hip-Hop, Reggae, Pop gibi müziklerle ilgilendin. Bu geniş yelpazenin sana katkısı oldu mu?

Kesinlikle olmuştur, özellikle bilinçaltıma. Söylediğin tarzlara Dancehall ve Arabesk gibi iki zıt uçları da ekleyebiliriz. Çok fazla türde müzik dinledim gerçekten ve bu tarzlarda müzik üreterek hepsini müzikal kimliğime adapte etmiş oldum. İlk ürettiğim müziklere ilham olan “Dancehall” müziğinin kültürü beni çok etkilemiştir gençliğimde. Almanya’dan bir prodüktörle çalışıyordum internet üzerinden. Yaptığımız şarkılar Almanya’da yerel reggae radyolarının TOP listelerine giriyordu. Daha sonra Dancehall’un merkezi Jamaika’dan bir prodüktörle çalıştım. Onunla yaptığımız çalışmalar da orada başarılı olmuştu. 17 yaşımda Türkiye’de ilk defa gerçekleşen bir Reggae festivalinde prime time’da sahneye çıkmıştım. Festival Antalya’da Adrasan sahilindeydi ve ilk defa binlerce kişi önüne çıkmıştım o yaşımda. Bambaşka bir histi. Tabi iki şişe alkol içip çıkmıştım sahneye ve berbat bir performansla yuhlanmıştım. (Gülüşmeler.) Hepsi tecrübe oldu gelişmeme. Sonrasında para kazanmak için o dönemki Türkiye piyasa müziklerine uygun şarkılar yazmaya başladım ve bu şarkıları sanatçılara pazarladım. Ama benim yazdığım şarkılarla, ürünün son halinin ne kadar alakasız olduğunu gördüğümde soğumuştum o işten. Çünkü kontrol bende değildi. Aranjörler bambaşka şekilde düzenliyorlardı şarkıyı. Radyocular, menajerler, şirketler sanatımıza karışıyorlardı. Özgür hissedemedim kendimi ve vazgeçtim o işten. Kendi müziğimi kendim üretmeye başladım. Aynı dönemde müzik şirketi kurdum. Ve ticari olarak da tecrübe kazanmaya başladım.

Pop müziğin artık eski değerinde olmadığı herkes tarafından bilinen bir gerçek. Senin alternatif müziklerin gibi Türk müziğine katkısı olan ve takip ettiğin isimler var mı?

Pop müziğin eski değerinde olmadığı fikrine katılmıyorum. Pop müzik, anlam olarak o dönemin en çok dinlenen, en popüler olan müzik formlarıdır. Ve popüler olmayan bir müzik türü hiçbir dönem yoktur. Ama şu da bir gerçek, yıllarca Türkiye pazarına hükmetmiş müzik formu artık eskisi kadar popüler değil. Türkiye’de müzik değişim halinde ve en popüler sanatçılar da şu anda ne yapacaklarını bilmiyorlar. Aslında bu olay, biraz önce söylediğim “keşfedilmesi gereken koca bir okyanusta küçük bir daire içinde dönüp durmakla” ilgili bence. Artık dinleyici de o dairenin dışına çıkmak istedi. Bu bağlamda Ezhel’i çok takdir ediyorum. Ve başarısının en büyük sebeplerinden biri olarak prozodiyi iyi kullanması olarak görüyorum. Yaptığı hiçbir şarkı üzerinde eğreti durmuyor. Cringe gelmiyor bana. Hip-Hop müziğini Türkiye piyasasına sağlam bir şekilde oturttu ve bu büyük bir başarı. Onun dışında nekizm adında bir grup var, başka bir dünyaya götürüyor müzikleri beni. Nilipek, Yasemin Mori, Jakuzi, Palmiyeler ve daha hatırlayamadığım birçok grup ve isim Türkiye’de takip ettiklerim. Yasemin Mori ile hep çalışmak istemişimdir. İyi bir enerji yakalayacağımızı hayal ettim hep onunla. Tanımıyorum da üstelik.

Türkiye’de doğan herkesin bildiği bir şarkı söz “Bir tek dileğim var, mutlu ol yeter” bu sözleri besteleyen babanın oğlu olmak ne hissettiriyor?

Her zaman en büyük ilhamım olmuştur babam. Hayat hikayesiyle, yaşadıklarıyla, işine olan tutkusuyla, besteleriyle… Ve hiçbir zaman beni baskı altına sokmadı, hiçbir şey için zorlamadı. Hep özgür yetişmemi, kendi fikirlerimi oluşturmamı, kendi kararlarımı kendim vermemi sağladı bilerek ya da bilmeyerek. Annem de aynı şekilde. Burhan Bayar’ın oğlu olarak dünyaya gelmek hem birçok avantaj sağladı hem de dezavantaj ama ben hep avantajlarına konsantre oldum.

Son olarak ne söylemek istersin?

Evlere kapandığımız şu günlerde herkesin bir şekilde bir şeyler üretmesini tavsiye ediyorum. Tanımadığımız yönlerimizi keşfetmemiz için büyük bir fırsat bu aslında. Bu salgın bitip tekrar sokağa çıktığımızda daha üretken, daha özgür, daha mutlu bireyler olabiliriz.

                                                                Röportaj: Mehmet Çelik | Müzik Onair

Bu İçeriğe Emojiyle Tepki Ver!
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Reklam

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Bu sitedeki haberleri okuyabilmeniz için reklam engelleyicinizi durdurmanız gerekmektedir. Size söz veriyoruz. Çok fazla reklam göstermeyeceğiz.