Site icon Müzikonair

Ceren Gündoğdu: Benim İçin Şarkı Yazmak Hikaye Anlatıcılığı…

Merhaba Ceren Hanım Müzikonair’a hoş geldiniz Öncelikle sizleri daha yakından tanıyabilmemiz için biraz kendinizden bahseder misiniz?

1988 İstanbul doğumluyum. Piyano ve bağlamanın salonun baş köşesine kurulu olduğu bir evde gözlerimi açtım dünyaya. 9 yaşında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Piyano eğitimine başladım. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji mezunuyum, Boğaziçi’nde okurken bir yandan da İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Müzikal-Tiyatro Bölümü’nü bitirdim. Türk Halk müziği şefi bir baba ve Türk Sanat müziği ses sanatçısı bir annenin kızı olarak, farklı müzik türlerinin içerisinde gezinmenin zevkini çok erken yaşlarda tattım ve lise yıllarında kendi şarkılarımı yazmaya başladım. Sinema ve edebiyat aşığıyım ve benim için şarkı yazmak da bir nevi hikâye anlatıcılığı aslında; kişinin kendi iç dünyasına dönmesine ve gerçek hisleriyle yüzleşmesine aracı olan bir ayna misali…

‘İnsan Bir Şekilde Umut Yeşertmeyi Başarıyor’

İçinde bulunduğumuz pandemi süreci sizin için nasıl geçiyor neler yapıyorsunuz?

Evde vakit geçirmeyi, okumayı, izlemeyi, dinlemeyi çok seven biri olarak, pandeminin ilk zamanları, tüm şahsi ve küresel kaygılarıma rağmen bir şekilde keyifli ve şifalı geçti benim için. Aklı ve kalbi farklı materyallerle beslemeye böylesine çok vakit ayırabildiğim bir sürecin meyvesi olarak da çok fazla yeni şarkı yazdım. Hatta öyle ki bir albümlük şarkı var elimde. Fakat ben şarkılara ve bu şarkıların mini filmleri olarak gördüğüm kliplere tek tek odaklanarak iletiyorum şu anda. Pandemi hayattaki önceliklerimi yeniden tanımladığım, sevdiklerimi özlemekten bitap düştüğüm, zaman geçtikçe daha çok zorlanmaya başladığım bir süreç oldu benim için. Yine de insan bir şekilde içinde umut yeşertmeyi başarıyor ve yola devam ediyor. Ben de üreterek ve pek çok şeyi özleyerek yola devam ediyorum…

Müzik ile tanışmanız nasıl oldu? Ne zamandan beri ilginiz vardı?

‘Müzik hayatım nasıl başladı’dan öte, hayat müzikle başladı benim için. Babam Zafer Gündoğdu bu toprağın müziğine çok önemli katkılarda bulunmuş bir müzik adamı. Türkülere, deyişlere, ozanların yaşam felsefesine temasım çok küçük yaşta oldu haliyle. Öte yandan annem Türk müziği ses sanatçısı. Annemin yazdığı şarkılarla büyüdüm. Yani kendimi bildim bileli müziğin içindeyim, kendimi bildim bileli şarkı söylüyorum…

‘Beni Eve Götür’ Yola Çıkabilme Cesaretini Anlatıyor’

Kendine özgü tarzınız ve duru sesinizle kısa sürede adınızdan sıkça söz ettirdiniz. Şimdilerde sözü ve müziği kendinize ait olan yeni tekli çalışmanız “Beni Eve Götür” ile müzikseverlerle buluştunuz. Şarkıda kimlerle çalıştınız düzenlemesi kime ait ve dinleyicilere vermek istediğiniz mesaj nedir?

Şarkının düzenlemesi Mert Kasap, Onur Taşkan ve Mert Sever’ ait. Kayıtları Erekli Tunç Stüdyoları’nda tamamladık. Mastering ise Brian Lucey tarafından yapıldı. Her birimiz dünyada bir köşe arıyoruz, ait hissedebileceğimiz, özgür hissedebileceğimiz, bize yuva hissini veren bir köşe. Geçtiğimiz son 1.5 sene sevdiğimiz kişileri ve mekanları fazlasıyla özlediğimiz, yer yer özgürlüğü yitirdiğimizi hissettiğimiz bir sene oldu. Tüm bu zorlu süreç ‘arayışımız’ı tetikledi. İnsan kendi gibi olabileceği, seveceği, sevileceği bir yer arıyor. Bu arayışı, bu yolculuğu ve daha doğrusu yola çıkabilme cesaretini anlatıyor bu şarkı da…

Dinlemek için tıklayabilirsiniz

Onur Cabi yönetmenliğinde Pehlivanköy’de çekilen “Beni Eve Götür” şarkınızın klibinde oyunculuğunuzu da gözler önüne serdiniz. Peki hedefleriniz arasında oyunculukta düşünüyor musunuz?

Esasen İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Müzikal-Tiyatro Bölümü mezunuyum. İlk profesyonel sahne deneyimim de 2013’te İstanbul Devlet Tiyatroları’nda başrollerden biri olarak görev yaptığım bir müzikalle başladı. Pandemi öncesinde de son üç sezondur Zorlu PSM’de sahnelenen ‘Damdaki Kemancı Müzikali’nde ana cast’ta yer alıyordum. Müziğin de oyunculuğun da ana derdi bir hikâye aktarımı, bir duygu paylaşımı. Derinliğine ve hikayesine inandığım bir iş olduğu müddetçe oyunculuğa da devam etmek isterim elbette. Bilhassa müzikaller beni çok heyecanlandırıyor.

Bu arada düet çalışmalarınızın da olduğunu biliyoruz daha önce Özgür Çevik ile birlikte ‘’Tutsak’’ isimli şarkınızda beraber düet yapmıştınız. Yine böyle düet çalışmalarınızda devam edecek mi? var mı yeni projeler?

Tutsak bizim için çok özel bir çalışma oldu. Gerçekten duygusuna inandığımız bir şarkıydı. Her şeyin çok büyük bit hızla tüketildiği ve özensiz bir hızla üretildiği bir çağda, yaptığım ve yapacağım tüm iş birliklerinin gerçek bir duygu aktarımı sağlamasını isterim. O yüzden çok seçiciyim bu konularla ilgili kararlar alırken. Çok sevdiğim müzisyenlerle birlikte üretmek fikri beni heyecanlandırıyor elbette. Hayalini kurduğumuz düetler var, şu an üzerine çalışıyoruz. İlk olarak Haziran’da Yasir Miy’le yaptığımız düeti yayınlayacağız.

Bu arada Zorlu Performans Sanatları’nda sahnelenen ‘’Damdaki Kemancı Müzikali’nde başrolde olduğunuzu biliyoruz. Öncelikle nasıl başladınız. Çalışmalarınız nasıl gidiyor ve halen devam ediyor musunuz?

İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda sahnelediğimiz ‘Sidikli Kasabası Müzikali’ 11 Tony ödüllü müthiş bir Broadway müzikaliydi. Yaklaşık 200 oyunun ardından bir süre ara verdim oyunculuğa. 2018 Ocak’ta premier’ini yaptığımız Damdaki Kemancı ile tekrar tiyatroya dönmüş oldum. Pandemi sonrası yeni müzikallerle sahneye dönmek çok istiyorum. Şu anda da bir Broadway müzikalinin şarkı adaptasyonu ile haşır neşirim. Şimdilik sürpriz diyelim. Yaz sonunda detayları duyuracağım…

Sizi biraz da sosyal açıdan tanıyalım. Boş zamanlarınızda neler yaparsınız başka bir ilgi alanınız, merakınız var mı?

Evde vakit geçirmeyi çok seven, röportajın başında da altınız çizdiğim üzere sinema ve edebiyat aşığı biriyim. Koca bir günü soluksuz film izleyerek ve kitap okuyarak geçirebilirim.

Son olarak Müzikonair okuyucularına ve sizi sevenlere neler söylemek istersiniz?

 Zor zamanlardan geçtik hala da geçiyoruz, etrafımdaki herkesin yorgun düştüğünü görüyorum. Keza ben de kimi zaman ruhen çok yorgun hissediyorum. Özledik sevdiklerimizi, sevdiğimiz şeyleri yapabilmeyi, hele de müzisyensek işimizi yapabilmeyi… Ama her gecenin bir sabahı var. Bunu hem kendime hem dinleyenlerime hatırlatmak isterim; içimizde umudu yeşertmek kimi zaman zor olsa da birbirimize tutunarak, sevdiklerimize ve sevdiğimiz şeylere tutunarak illa ki kavuşacağız bahara. O yüzden kendinizi nasıl hissediyorsanız hissediyor olun hatırlamaya çalışın lütfen; derinlere gizlenmiş bir bahar var. Sevgimle…

 

Exit mobile version