Reklam PR

‘Sanatçıysanız Söylediklerinize İki Kere Dikkat Etmeniz Gerekiyor’

O, genç iletişimcilere destek olmak için kurduğu Halklaİliskiler.com.tr ile bu alanda ilerlemek isteyen birçok iletişimciye yön veriyor. Usta çırak ilişkisi ve gönüllülük esasıyla işleyen sitenin kurucu – Genel Yayın Yönetmeni Şahnur Karaağaç ile Müzik Onair için bir araya geldik.

Sohbete bir sosyal sorumluluk projesi olarak hayata geçirdiği bu güzel platform ile başladık. Firmaların kurum içi iletişim yönetiminde yaptığı hatalardan, kriz iletişiminde yapılan yanlışlara kadar birçok konuya değindik. İletişim ve sosyal medyanın etkisini konuşurken müzik sektörünün önemli isimlerini de bu konu üzerinden mercek altına aldık…
 Halkla İlişkiler mesleğinin geleceği olan genç iletişimcilere destek olmak için kişisel sosyal sorumluluk projeniz olan Halkaİliskiler.com.tr’yi kurdunuz. 2004’ten bu yana sektörün gelişimine katkı sağlıyorsunuz. Bu projenin ardındaki kişiyi, yani sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?

Halklailiskiler.com.tr’nin kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeniyim, restoratör ve iletişimciyim, tasarımcı ve ahşap sanatçısıyım. Evliyim, 28 yaşında bir oğlum, iki köpeğim, üç kedim, bir sakız ağacım, 6 muz ağacım, sayısız bitkim, börtü böceğim var. Oldukça zengin biriyim aslında, zira çok sevgili dostlarım, Türkiye’nin birçok ilinden arayanım, hâl hatır soranım var. Aile şirketimizle yirmi yılı aşkın bir süre iletişim sektöründe hizmet verdim. Kişisel gelişimden
ziyade toplumsal gelişimden ve sürekli eğitimden yanayım. Yaratıcı tarafımı anneme, teknik yönümü babama, sanatsal birikimimi Yıldız Teknik Üniversitesi’ne, iletişim bilgimi Marmara Üniversitesi’ne, çabalarımı vicdanıma, mutluluğumu sevdiklerime borçluyum.

 Halklaİliskiler.com.tr sizin bir sosyal sorumluluk projeniz olarak yola çıktı ve artık bu meslekte ilerlemek isteyen birçok genç iletişimciye yön veriyor. Sektöre yeni girecek gençlere ve üniversitede bu bölümü tercih etmiş yeni öğrencilere Halklaİliskiler.com.tr’den bahsetmenizi istiyorum. Onları bu platformda neler bekliyor?

Halklailiskiler.com.tr usta çırak ilişkisi ve gönüllülük esasıyla işleyen bir yapı, hiçbir ticari getirisi bulunmuyor, hiçbir şey ücretli değil. Haber girişinden söyleşiye kadar hemen her içerik Çırak İletişimcilerimiz tarafından oluşturuluyor. Gün içinde butiğinden globaline hemen her ajanstan yüzlerce bülten, onlarca basın daveti alıyoruz. Bu şu demek; bir iletişim profesyonelince yazılmış basın bülteni örneği bile görmeden mezun olan birçok öğrencinin
aksine Çırak İletişimcilerimiz engin bir kaynağa sahip oluyorlar.

Bunlara karşılık onlardan beklentim de çok değil aslında; günlük hayatlarında ve kendi içimizdeki formal olmayan yazılı iletişimimizde dahi ‘ya da’ların, soru eklerinin veya bağlaç olan ki’lerin ayrı yazılması gibi dile gereken saygıyı göstermek, habere başlık seçerken, “bla bladan eğitime destek” ve benzeri klişelere alışmamaları için koyduğum tabu sözcüklerden uzak durmak, en az bir STK’ya üye olmak, en az üç köşe yazarı takip etmek, Marka Konferansı ve Pazarlama Zirvesi gibi değerli davetlere benim yerime icabet etmek gibi, hiç de zor olmayan bazı şeyler (gülüyor). Farklı şehirler ya da üniversitelerden bu kardeşlerimizden dileğim ise birbirleriyle iletişim halinde olmaları ve o gün geldiğinde kendi Çırak İletişimcilerine destek olmaktan geri kalmamaları…

 Günümüz firmalarının kurum içi iletişim yönetiminde çoğunlukla yaptıkları hatalar ve bu kapsamda iç müşteri olarak tanımladığımız çalışanların yaşadığı sıkıntılardan bahseder misiniz?

Yıllardır süregelen ve halkla ilişkiler ajansları tarafından da çoğunlukla yanlış yönetilen bir süreç var. Şirketler iş yaptıkları paydaşlarına cömert davranırken asıl operasyonu yürüten çalışanlarına gerekli ilgiyi göstermiyorlar. ‘’Kick off’’ toplantıları, şirketin falanca yıl etkinliği ve kurumsal tebrik videoları dışında çok dişe dokunur uygulamalar ne yazık ki yok ülkemizde.

Çalışanlar bir metinden, bir videodan bir piknikten çok daha fazlasını istiyor ve hak ediyor bence. Siz yeterli sorumluluğu vermeyip, çalışanın emeğini takdir etmez ya da hakkını vermezseniz dilediğiniz kadar iç iletişim projesi yapın sonuç yine nafile. İnsanlar önemsenmek, değer görmek ve yaptıklarının takdir görmesini bekliyorlar. Örneğin Mobbing’in yaşandığı, baskının olduğu bir ortamda çalışanınızın ne derece motive olmasını
beklersiniz ki? İç iletişim diyoruz ama yöneticiler ve çalışanlar arasında doğru iletişimin kurulamadığını görüyoruz. Unvanların sadece egolara değil gerçekten iletişime ve anlayışa hizmet ettiği zaman fayda getireceğine inanıyorum.

 Geçtiğimiz aylarda şarkıcı Kıraç’ın ‘Artık gömlek ütüleyen, yemek yapan kadın var mı sanıyorsun? Şehirli kadın çocuk bakmayı geçtim, evde kahvaltı bile hazırlamıyor. Bu algı yanlış. Bu yanlış algıyı parçalamak lazım’ sözleri tepki toplamıştı. Bu durum sosyal medyada infial yaratırken birçok sanatçı tepkisini dile getirmişti. Kıraç bariz bir hata yaptı, siz şarkıcının bu sözlerini nasıl yorumluyorsunuz? Bu olaya mesleki açıdan baktığınızda krizi yönetmek için nasıl bir yol izlerdiniz?

Ne söylenebilir ki… Gerçekten toplumsal olarak biz neredeyiz sorusunu getiriyor akıllara ve üzülüyor insan. Neleri tartışmamız gerekirken hala neleri tartışıyoruz. Daha kadın-erkek kavramlarını tartıştığımız bir dönemde teknolojiden, bilimden ya da eğitimden ne derece söz edebiliriz?

Böylesine talihsiz bir açıklama yapılmışsa ve ben bu krizi yönetmek durumunda kaldıysam öncelikle sözü söyleyen kişiyle ayrıntılı bir şekilde konuyu tartışır ve gerçekten ne demek istediğini, neden bu şekilde ifade ettiğini tekrar araştırır, gözden geçirirdim. Bir de şöyle düşünün, ya sizin için kriz gibi görünen bir başkası için fırsatsa? Ya belki de tam olarak bunları söylemek istemişse? Sonuç olarak herkes farklı şekilde düşünebilir ve bunu belirli mecralar üzerinden paylaşabilir, bu konuda herhangi bir sıkıntı ve sınırlama yok. Ancak siz bir sanatçıysanız ve topluma mal olmuş bir isimseniz söylediklerinize ve konuştuklarınıza
iki kere dikkat etmeniz gerekiyor.

Yapılan bu açıklamayla birlikte özür dileyip bu söylenenlerin kendi fikri olduğunu ancak kadınların toplumdaki yerinin bu şekilde sınıflandırılamayacağını, kendisinin bunu söylerken neyi kastettiğini açıkça belirtmesini isterdim. Şayet aktarımda bir sıkıntı varsa veya medya bunu farklı şekilde lanse ettiyse konuyla ilgili sosyal medya hesapları üzerinden genel bir açıklama yapılmasını ve durumun tüm şeffaflığıyla iletilmesini sağlardım.

 2019’a veda etmemize sayılı günler kaldı. Bu sene yaşanan can sıkıcı bir olay var. 5.8’lik İstanbul depreminde GSM operatörleri kelimenin tam anlamıyla çuvalladı. Türk Telekom,depremin ardından altyapı kaynaklı bir sorun olmadığını açıklasa da günler sonra oluşan sıkıntı için yazılı açıklama yaptı ve kullanıcılarına vereceği 10 GB ile bu durumu telafi etmeye ya da daha doğru bir tabirle unutturmaya çalıştı. Sizin konuya dair düşüncelerinizi ve mesleki açıdan baktığınızda bu duruma ilişkin yorumlarınızı merak ediyorum?

Kriz iletişiminde yapılan en büyük hatalardan bir tanesi de mevcutta olanı inkar ederek daha sonra hatayı telafi için uygun olmayan yollara başvurmaktır. Hatanız varsa ve bu hata bir ihmalden ya da mevcut sistemin alt yapısından kaynaklanıyorsa, yapılması gereken en önemli şey durumu kabullenip bu doğrultuda açıklama yapmaktır. Türk Telekom bu olayda hatasını kabul edip özür dileyerek, hatayı telafi edeceğini ve konuyu derinlemesine araştırdığını söyleseydi gidişat çok daha farklı olurdu.

Önemli olan hata yapıp yapmamak değil, hatayı herkes her şekilde yapabilir. Önemli olan mevcut hatayı anlayıp düzeltmek için tüm şeffaflığıyla elinden geleni yaparak çaba sarf etmektir. Siz sorunu inkar edip üzerine bir de hediye 10 GB verirseniz, karşı tarafı da hafife almış oluyorsunuz ki bu son derece tehlikeli ve profesyonellik dışı bir adımdır. Her kriz bir şekilde atlatılır ancak marka veya kurum olarak itibar bankanıza yatırım yapmıyor ve krizleri geçiştirerek yönetiyorsanız bir sonraki krizde bir o kadar savunmasız olacağınızı da hesaba katmanız gerekiyor.

 Deprem sonrası telefonu çekmeyen birçok kullanıcı günlerce sevdikleriyle iletişim kuramazken Telekom’dan ‘Mobil iletişimin olumsuz etkilenmesi dışında sorun yok’ açıklaması yapıldı. Meydana gelen deprem ve yaşanan sorunların vehameti net bir şekilde ortadayken birçok kullanıcı haklı olarak yapılan ödemelerin nereye gittiğini sorguladı. Telekom kriz yönetimi ve sosyal medyayı etkin kullanmada da sınıfta kaldı. Siz konu hakkında ne söylemek istersiniz?

Dediğim gibi bir şeyi inkar ederek ya da yok sayarak çözemezsiniz. Ortada bir sorun vardır veya yoktur. Siz krizde marka veya kurum olarak neredesiniz? Siyah mısınız yoksa beyaz mı? Bunun üçüncü bir alternatifi yok. Siyahsanız özür dileyip kabul edecek ve alternatif yollar arayarak mağduriyeti gidereceksiniz. Beyazsanız da gerekli açıklamayı yaparak hatalı olmadığınızı ve durumun ne şekilde cereyan ettiğini detaylarıyla açıklayacaksınız.

Sessiz kalmanız gerekiyorsa sessiz kalacak ama mevcutta yaşanan sıkıntıları görmezden gelmeyeceksiniz. Kanaatimce Telekom bu krizi çok acemi bir şekilde yürüttü. Sonuç olarak aldığı tepkiler, kurumsal ve bireysel müşterilerinden aldığı şikayetler de cabası. Bu durum iyileştirilmezse itibar kaybı ekonomik olarak da kendilerine dönecektir.

 Siz de biliyorsunuz; geçtiğimiz aylarda Şanışer ve birçok rap şarkıcısı bir araya gelerek toplumun belli başlı yaralarına dikkat çekip ülkenin olumsuzluklarına farkındalık yaratmak adına eleştirel bir parçaya imza attılar; Susamam. Şarkı çok beğenildiği gibi, çıktığı dönemde sosyal medyada paylaşım rekoru da kırdı. Fakat şarkı o dönem bir kesimin de tepkisini çekti. Olay suç duyurusunda bulunmaya kadar gitti. Farklı görüşteki belli başlı gazeteler bu gençlerin üzerine giden haber ve köşe yazılarıyla kutuplaşmaya da neden oldu. Siz iletişimin ve medyanın etkisini bu konu üzerinden nasıl yorumlarsınız?

Geleneksel veya dijital olsun medya hala en büyük toplumsal etkileri yaratan büyük bir güç. Yapılan çalışma toplumun yaralarına dikkat çekmesi anlamında düşünülürse güzel bir çalışma. Birbirine zarar vermediği ve düşüncelerine saygısızlık yapmadığı sürece farklı görüşlerin dile getirilmesi bunun özellikle müzik gibi evrensel bir dille yapılması son derece önemli bir yaklaşım.

Sosyal medya da bu anlamda bize farklı bir pencere açıyor. Yurttaş gazeteciliğinin yayılmasının ardından insanların güven kavramı gitgide azalmaya başladı. Bu sadece siyasi ya da kamusal değil tüm alanlarda bu şekilde. Milyonların böyle bir çalışmayı paylaşması, izlemesi ve etkileşimini artırması toplumsal bakış açısının da bir göstergesi aslında. Özellikle sosyal medya üzerinden büyük bir kitle tarafından paylaşılmışsa bir durup düşünmek, üzerine konuşmak lazımdır diye düşünüyorum.

 İletişim sektörü birçok sektöre göre oldukça yoğun ve meşakkatli bir çalışma temposu içerisinde. Belirli bir yıldan sonra mesleği bırakarak farklı hobi alanlarına yönelen isimler var. Genel anlamda baktığımızda sektörü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Genelden başlayarak özele doğru yanıtlayayım bu soruyu. Bizim öğrencilik yıllarımızda Türkiye’de bu kadar çok İletişim Fakültesi yoktu. Vakıf üniversitelerinin sayısının giderek artması, yeni açılan devlet üniversitelerinde kontrolsüz bir şekilde sırf popüler olduğu için iletişimle ilgili bölümlerin açılması gençleri de mesleğin geleceğini de olumsuz yönde etkiledi. Hiç ajans görmeden staj yapmadan okul bitiren, okuduğu şehirde mesleğe en ufak bir bilgisi
olmadan sadece kitâbi bilgilerle ilerleyen öğrencilerin sayısı ciddi oranda arttı, artmaya da devam ediyor.

Sektöre atılanlar için de durum çok iç açıcı şekilde ilerlemiyor ne yazık ki. Maaşını asgariden bankaya yatırılıp üstünü elden alan, gece yarılarına kadar mesaiye kalıp üzerine yol parasını bile kendi cebinden ödeyen, kaldırabileceği müşteri yoğunluğundan çok aha fazlasını üzerine alan ve olası en ufak bir aksilikte patronu tarafından azarlanan gençleri görüyoruz çoğunlukla. Tabi istisnalar kaideyi bozmaz. Bu saydığım olumsuzlukların yanı sıra çalışanlarına hakkını veren, uygun yan haklar sağlayan ajanslar da var, onları ayrı tutuyorum. Yıllar içinde bu yoğun tempo ve maaş adaletsizliği ile çalışanlar bir süre sonra kurumlara geçiyorlar.

Kurumlara geçenlerin de hali ajanslardan pek farklı değil. İletişimin doğru yönetilememesinden kaynaklanan bir sıkıntı var sektörde. Ajans sahiplerinin maddi kaygılardan dolayı müşteriye bir türlü ‘’hayır’’ diyememesinin de payı büyük elbette. Halkla ilişkiler ajanslarının kurumsal iletişimin eksiklerini örten bir yapı haline gelmesi ve bundan dolayı danışman sıfatı yerine 3. Parti bir şirket gibi çalışıp tamamen dokümantasyona yönelmesi mesleğin bel kemiği olan birebir iletişimi de zora sokuyor.

Yansımayla ölçülen başarılar, bitmek bilmeyen aylık raporlar ve sonu gelmeyen sonuca bağlanamayan yazışmalar; zaman içerisinde insanda ben acaba gerçekten bunun için mi eğitim aldım sorusunu akıllara getiriyor. Tam o an sizde de film kopuyorsa iş veya sektör değişikliğine yöneliyorsunuz. Kurumsal iletişim direktörüyken pastacılığa, ajans başkanıyken deri cüzdan işlemeciliğine yönelen meslektaşlarım var. İlk mesleki eğitimini teknik üniversitede almış, alışveriş merkezlerinden çok yapı marketlerde heyecanlanan benim iletişimden ahşap sanatına uzanan hikayem de tam burada başladı…

İstanbul’un uzak bir sayfiye ilçesinde yaşamaya başladığım son birkaç yıldır, ailemle, tabiatla ve özellikle kendimle daha çok birlikteyim. Apple’ın “Basit düşün, ses getir” mottosunu gerçekler gibi sade ama bir o kadar da ihtişamlı bi’ hayat sürüyorum. Kadıköy’de bir apartmanın beşinci katında sadece bir köpeğimizle yaşarken şimdi çiçeklere, bitkilere ve hayvanlara hayatımda daha çok yer verebiliyorum. Senelerce markaların kurumsal ve
pazarlama iletişimine yön verdim, şimdiyse ağacın, dalın, yaprağın hikayesine kulak veriyorum.

Tabiatın bana sunduklarını minnetle kucaklayıp sevgiyle şekillendiriyor, sadece bir bıçakla makine ya da alet kullanmadan her biri tek, özgün takılabilir heykeller yontuyorum. Yıllarca yolu platformumuzdan geçen çok sayıda gencin donanımlı birer iletişimciye dönüşmesine kılavuzluk ettim. Şimdiyse kuru bir ağacın ahşaba, ahşabın giyilebilir sanata dönüşüm yolculuğa eşlik ediyorum. Ahşapla çalışmak adeta bir meydan okuma, keyifli bir mücadele. Bıçağım gezinirken yüzeyinde ve dökülürken yonga yonga teni yere, ahşap bana saygıyla direniyor, ben de ona sevgiyle. Hep söyleriz “İletişim sanattır” diye, bunu görüyor ve bir artırmanın keyfini yaşıyorum; “İletişim sanattır, ‘bağzı’ iletişimciler sanatçı”

Berkem Temizel | Müzik Onair

Daha Fazla Göster
Başa dön tuşu